Dönüşüm çoğu zaman bir ilerleme gibi anlatılır. Daha iyiye gitmek, yeni bir versiyona ulaşmak… Ama bazı hikâyelerde dönüşüm, yükselmekten çok çözülmeye benzer. Black Swan ve Perfect Blue tam da bu noktada kesişir. Değişim bazen bir inşa süreci değil, bir dağılma olarak karşımıza çıkar.

Başlangıçta her şey nettir: bir kimlik, bir çerçeve, bir sınır vardır. İnsan kendini o sınırların içinde tanır. Ama sonra o sınırlar dar gelmeye başlar. Daha fazlası istenir; daha derini, daha kusursuz, daha “gerçek” hissettiren hâli… Ve o noktada dönüşüm başlar.

Nina için bu, mükemmeliyetin ötesine geçme arzusudur. Ona söylenen şey basittir ama yıkıcıdır: Kusursuzluk yetmez. Kontrolü kaybetmeden dönüşemezsin. Ama kontrol, onun varoluşunun bir parçasıdır. Bu yüzden dönüşüm onun için bir gelişme değil, bir parçalanmadır. “I was perfect.” Bu cümle bir son değil, bir kırılma anıdır. Çünkü o “mükemmellik”, artık geri dönülemeyecek bir noktada elde edilmiştir.

Mima’da ise dönüşüm daha sessiz başlar. Bir karar gibi görünür: idol kimliğini bırakıp oyuncu olmak. Ama bu geçiş, yüzeydeki kadar basit değildir. Çünkü bıraktığını sandığı şey zihninin içinde yaşamaya devam eder. Eski benliği silinmez; aksine, yeni benliğinin içine sızar. “I’m real.” Bu cümle bir iddia gibi duyulur ama aslında bir savunmadır. Çünkü ortada sabit bir “gerçeklik” kalmamıştır.

Dönüşüm ilerledikçe her iki hikâyede de ortak bir şey olur: Sınırlar erir. Beden ile zihin, rol ile kimlik, gerçek ile kurgu arasındaki çizgi artık net değildir. Nina kendi bedenine yabancılaşır; Mima ise kendi zihnine güvenemez hâle gelir. Dış dünyanın dayattığı roller, iç dünyanın karanlığıyla birleşir.

Bir noktadan sonra mesele yeni birine dönüşmek değildir. Mesele, eski “ben”in nerede bittiğini bulamamaktır. Her iki karakter de bir şey olmak ister. Ama o “şey” net bir hedef değildir; daha çok bir his, bir beklentidir. Ve o ideale yaklaşırken kendilerinden uzaklaşırlar. Çünkü bazı dönüşümler bir şeyi ekleyerek değil, eksilterek ilerler. Kimlik katman katman soyulur, kontrol kaybolur, gerçeklik bükülür. Sonunda geriye neredeyse kusursuz tek bir an kalır. Ve dönüşüm tamamlandığında artık tutunacak bir zemin kalmamıştır.

Belki de bu yüzden bu hikâyelerde dönüşüm bir varış noktası değil, bir eşiktir.

Bir Cevap Yazın

Popüler

SANAT SEPET DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin