Bir süredir, kendinde, kendine çok tanıdık gelen birinin izlerine rastlıyordu; bu meçhul tanıdık onun yerine düşlüyor, onun yerine somurtuyor, bazen de onun yerine birtakım gözlemlerde bulunuyordu. Bir akşam rastgele bir şarkı açıp dinlerken, bu şarkının en sevdiği şarkı olduğunu anladıktan sonra geri dönmeden önce o tanıdığı bulmaya karar verdi. Zihnini zorladı, küçüklüğüne indi. Küçükken piyano çalmak isterdi, epeydir ruhunda dönüp duran o besteden aykırı bir notayı cebine attı. Nota bir kavganın gürültüsüne karıştı, en son söyleyemediği cümleyi anımsayıp ruhunda dönen ezginin sözlerine kattı. Birden tanıdık konuşmaya başladı. Hayır, aslında sadece bir ezgi duyuluyordu. Ama bunun onun sesi olduğunu hissetti, ne dediğini sonra düşünecekti, şimdi bir de neye benzediğini bulması gerekirdi. En son okuduğu kitabı hatırlamaya çalıştığında, nasıl oldu bilinmez ama gölge bir yan karakterin duruşu düştü ilk aklına, en son izlediği filme bakınca, romantik bir çocuğun bakışları işledi içine, hisler böylece üşüşünce, aslında ömründe okuduğu tüm romanlardan birer betimleme, izlediği tüm filmlerden birer düşünce dikiliyordu tanıdığın bedenine. Tanıdık biçimlenmeye başladı. Aklına gelen ilk soru, onun kim olduğuydu, hayır, kim olduğunu bulmuştu, sorması gereken, neden onunla olduğuydu. Tam sormaya niyetlenmişti ki, en sevdiği şarkı sona erdi. Sevmeyi çok istediği bir şarkı çalmaya başladı, bu şarkıyı mırıldanması gerektiğini düşündüğünde tanıdığın sesi ve bedeni tüm canlılığıyla karşısına çıktı. Aniden dudaklarını yumdu, mırıldanmayı bıraktı. Bunca zaman bunu hiç denemediğini fark ettiğinde, bu kez, gerçek bir ezgi öğrenmek için, gerçek bir kavgaya girişmek ve hisli bakışlarıyla gerçekten gören birine hayran olmak için, bir yabancının ruhuna karıştı.

Ayşe Ceyda Sönmez

Bir Cevap Yazın

Popüler

SANAT SEPET DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin