Sanat tarihine baktığımızda renkler sanatçıların ifade biçimlerine dönüşen sembolik güçlü bir araçtır. Sanatçılar renkleri kullanırken toplumsal sorunları ve kişisel deneyimlerini sanatsal süreçlerinde ifade ederler. Böylelikle renkler, sanatçıların yaşadıkları zaman dilimindeki olayları ve bunlardan nasıl etkilendiklerini yansıtmalarıyla sanatta anlam bulmuştur. Sanatçıları, eserlerini ve eserlerinde kullandıkları renkleri anlamlandırmak için bulundukları döneme ve yaşadıkları olaylara bakmak bizlere yardımcı olur. Buna en güzel örneklerden biri Pablo Picasso’nun kariyerinin erken dönemlerinde dikkat çeken Mavi Dönemdir.

Pablo Picasso’nun fırçası, 1901 ile 1904 yılları arasında tek bir rengi aradı: maviyi. Bu mavi, insanın içine çöken, sessizliğiyle bağıran bir mavi. Yalnızca bir renk tercihi değil ; bir ruh halinin, bir içsel fırtınanın ifadesi. Sanatçının yakın dostu Carlos Casagemas’ın intiharıyla başlayan bu dönem, Picasso’nun içsel bir yas tutuşu gibiydi.

“Casagemas’ın ölümünü öğrendiğimde mavi resim yapmaya başladım”

Pablo hayatın içindeki karanlığı ilk kez bu kadar çıplak bir şekilde hissetti. Ve o karanlık, tuvallere maviyle aktı.

Sanatta mavi rengin sembolizmi; Ortaçağ’da kutsal Bakire Meryem’in mavi peleriniyle başlayan ve 19.yüzyıl romantizminde özlemi ifade eden mavi çiçeklere kadar süren uzun bir hikayeye sahiptir. Mavi uzaklığın ve erişememenin rengidir. Soğuktur, kederlidir; melankolinin, içe dönüşün ve ruhani arayışların sembolüdür. Gök ile yer arasında bir bağ kurar; hem yükseği hem derini çağrıştırır. Picasso’ nun mavisi tüm bu çağrışımları içerir.

Mavi; Picasso için melankolinin, ölümün ve yalnızlığın rengiydi. Onun fırçasında mavi, soğuk bir duvar gibi insanla dünya arasına örülür. Figürler uzun, zayıf, neredeyse kemikleriyle var olur. Giysileri eski, yüzleri solgundur. Gözleri ise hep bir boşluğa, ulaşamadıkları bir sıcaklığa bakar.

Picasso Paris’e ilk yerleştiği dönemlerde yerleşik bir stüdyosu yoktu, sanatçı olarak tanınırlığı da günümüzdeki gibi değildi, bu nedenle maddi sıkıntı içerisindeydi. Bu dönemde ürettiği Mavi Dönem eserlerinde de yaşadığı göreceli fakirlikten ve değişkenlikten ilham alarak dilencileri, sokak çocuklarını, yaşlılığı, çelimsizliği ve engelliği yansıtmıştır.

Mavi Dönem’de zengin sofralar, süslü kadınlar yoktur. Onun tuvalleri kenarda kalmış hayatların sessiz çığlığıdır. Picasso bu dönemde sadece resim yapmadı; acısını renge, sessizliğini çizgiye dönüştürdü. Paris’in arka sokaklarında gördüğü evsizleri, körleri, yaşlıları resmederek insanlığın unutulmuş yüzünü ortaya koydu. Çünkü o yıllarda Picasso da kendi içinde bir yabancıdır. Cebinde para yoktur, sevgilisi yoktur, dostu ölmüştür. Bu yüzden resimlerinde yalnızca mavi değil aynı zamanda açlık, kayıp ve umutsuzluk vardır.

“The Old Guitarist” tablosunda yaşlı bir adam, elinde tek serveti olan gitarına sarılmıştır. Vücudu bükülmüş, elleri incelmiş, yüzü acının donuk ifadesiyle çizilmiştir. Mavi tonları, adamın yalnızlığını sarar; müzik, hayatta kalmanın tek sığınağına dönüşür.

Picasso Mavi Dönem’de arkadaşının ölümünden sonra yaptığı “La Vie” adlı eserde ise ölümle yaşam iç içe geçer. Picasso burada kendi içsel hesaplaşmasını resmeder. Bir yanda çıplak figürler yaşamı simgelerken diğer yanda hüzünle bakan bir anne ve çocuk ölümün sessizliğini taşır. Aynı ruh hali, ikisi de bir deri bir kemik, boş bir masada yan yana oturmuş kör bir adam ile görebilen bir kadını resmettiği ünlü “The Frugal Repast” ile devam etmiştir. Körlük, Picasso’nun Mavi Dönemi’nde kendini tekrarlayan bir temadır. Bu konu, “The Blindman’s Meal” ve “Celestina” eserlerinde de işlenmiştir.

Sık sık işlenen diğer konular arasında, kadın çıplaklığı ve çocuklu anneler yer almaktadır. Pablo’nun, Rahibelerin muhafız olarak görev yaptığı Paris’teki kadın hapishanesine gerçekleştirdiği ziyaret Mavi Dönem’de gözle görülür bir etki yaratmıştır. “The Two Sisters” tablosu, Picasso’nun günlük hayattan gerçeklikler ile Hristiyan ikonografiyi bir araya getirdiği eserlerine örnektir. Kadınların duruş ve jestlerinden eserde hapishane ziyaretinin resmedildiğini anlayabiliriz. Mavi renk, İsa’nın annesi Meryem’i sembolize eder. Ziyaret, İsa’nın annesi Meryem ile Vaftizci Yahya’nın annesi arasındaki buluşmayı ifade eder.

Biraz detaya inildiğinde Picasso’nun Mavi Dönemi’nde sürekli tekrarlanan asıl temanın toplumun dışlanmışlarının çaresizliği olduğunu görebiliriz. Picasso burada biçimden çok duyguyu ön plana çıkarır. Renkler sadeleşir, çizgiler keskinleşir, figürler neredeyse heykelsi bir ağırlık taşır. Her şey, çaresizliği daha net gösterebilmek içindir.

Picasso, bu dönemi “Rosa Dönemi”ne geçişle birlikte geride bırakır; mavinin yerini pembeler, umutlu tonlar alır. Ama sanat tarihçileri için Mavi Dönem, onun ruhunun en çıplak hâlidir. Bu yıllar; bir insanın kayıptan sanata, acıdan güzelliğe giden yolculuğunun hikâyesidir. Çünkü bazen insan, dünyayı anlatmak için değil kendini iyileştirmek için resim yapar.

Picasso da mavinin içinde kendini aradı ve belki de o mavide hepimizin biraz kendi hüznü saklı kaldı.

Picasso, bu dönemiyle bize şunu hatırlatır: Sanat bazen güzelliği anlatmaz, bazen sadece insanın kırılganlığını görünür kılar.

Bir Cevap Yazın

Popüler

SANAT SEPET DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin