Bazı tablolar yalnızca görülmez; insanın içine yerleşir.Salvador Dalí’nin Eriyen Saatler olarak bilinen eseri de böyledir. İlk bakışta zamanı anlatıyormuş gibi görünür. Fakat tabloya biraz daha uzun bakıldığında, eriyenin yalnızca saatler olmadığı anlaşılır. Burada çözülen şey; hafıza, kimlik ve en önemlisi insanın bir yere ait olma hissidir.Aidiyet, insanın kendini bir zamana, bir mekâna ya da bir kimliğe bağlayabilmesidir. İnsan ait olduğu yerde sertleşir, kök salar, belirginleşir. Oysa Dalí’nin evreninde hiçbir şey sabit değildir. Saatler akışkanlaşmış, nesneler biçim değiştirmiş, gerçeklik ise rüya ile bilinç arasında eriyip gitmiştir. Böyle bir yerde insan neye tutunabilir?

Tablonun ortasında duran erimiş yüz, adeta kimliğini kaybetmiş bir varlık gibidir. Ne tamamen insan ne tamamen nesnedir. Uyuyan bir beden gibi duran bu form, aidiyetini yitirmiş modern insanın sessiz bir temsilidir. Çünkü aidiyet yalnızca bir yere bağlı olmak değil, aynı zamanda kendini tanıyabilmektir. İnsan bazen kendi zihnine bile yabancılaşır.Arka plandaki boş manzara ise dikkat çekici bir yalnızlık taşır. Uçsuz bucaksız ve sessizdir. Bir ev hissi vermez. Daha çok terk edilmiş bir düşü andırır. Bu nedenle tablo, izleyiciye güvenli bir alan sunmaz; aksine onu belirsizliğin içine bırakır. İşte tam da bu noktada aidiyetsizlik hissi derinleşir. Çünkü insan yalnızca insanlara değil, mekânlara da ait olmak ister. Fakat Dalí’nin dünyasında mekân bile kaygandır.Saatlerin erimesi, zamanın güvenilirliğini de yok eder. Oysa aidiyet çoğu zaman geçmişle kurulur. Çocukluk anıları, alışkanlıklar, eski sokaklar, tanıdık yüzler… İnsan geçmişine tutunarak “ben buraya aitim” der. Ancak Dalí’nin saatleri geçmişi bile akışkan hâle getirir. Zaman bükülür, hafıza çözülür ve insanın tutunabileceği hiçbir kesinlik kalmaz.

Belki de bu yüzden tablo hâlâ bu kadar etkileyicidir. Çünkü modern insanın en büyük korkularından birini görünür kılar: hiçbir yere ait hissedememek. Kalabalıkların içinde kaybolmak, zamana yabancılaşmak, kendi benliğine bile uzaktan bakmak… Dalí bunu kelimelerle değil, eriyen formlarla anlatır. The Persistence of Memory yalnızca zamanın değil, aidiyetin de eridiği bir evrendir. Ve belki de tabloya baktığımızda huzursuz olmamızın sebebi budur:

Çünkü o eriyen saatlerde biraz kendimizi görürüz.

Bir Cevap Yazın

Popüler

SANAT SEPET DERGİ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin